şikayet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şikayet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Kasım 2013 Perşembe

Şikâyet Süreci Sonrası Müşteri Tatmini Etkileyen Faktörler

Şikâyet sonucu tatmin, tüketicinin şikâyet sürecinden beklentilerinin karşılanma düzeyinin göstergesidir. Şikâyet yönetim sürecinden algılanan performans, tüketici beklentilerine denk veya beklentilerden fazla ise tüketici tatmini oluşmakta, beklentileri karşılamadığı durumda ise şikâyet sonucu tatminsizlik meydana gelmektedir. Hizmet başarısızlığının ardından şikâyet çözümünde de meydana gelen başarısızlığın müşterinin toplam tatmin düzeyini ve yeniden satın alma eğilimini etkilemektedir. (Eşkinat, 2009;65.)

Şikâyet yönetim süreci sonucu memnuniyetin düşük maliyetli, sık sık alınan ürünler için daha yüksek seviyelerde olduğu görülmektedir. Bu durumun sebebi olarak ise firmaların bu tip sorunları itibarlarını zedelememek amacıyla ve fazla maliyeti de olmadığından daha kolay çözüme kavuşturabilmeleri gösterilmektedir. (Andreasen ve Best, 1977;98)
Şikâyet sonucu tatminin sağlanması doğrultusunda müşteriye karşı gösterilebilecek tepki türlerini belirtmek gerekmektedir. Bu kapsamda “Özür dileme” (Apology) firmanın müşterinin yaşadığı rahatsızlık için mutsuz olduğunu ve bu durumu aslında dilemediklerini belirten bir psikolojik bir iletişim sürecidir.

Özür dileme müşteri ile tekrar dengenin kurulması için ilk ve önemli bir adımdır. İkinci adım ise firmaca müşteriye problemin neden kaynaklandığı yönünde verilen bilgiyi ifade eden “açıklama” (Explanation) aşamasıdır. Etkili ve inandırıcı bir açıklama müşterinin adalet algısını, memnuniyetini ve bağlılığını etkilemektedir. “Telafi etme” (Redress) ise müşteri ile işletme arasında oluşan problemin çözülmesi veya adil bir şekilde uzlaşılması olarak ifade edilmektedir. Diğer taraftan firmanın şikâyet eden müşteriyle olan ilişki ve etkileşiminde gösterdiği “dikkat” (Attenttiveness) ise müşterinin şikâyet sürecinden memnuniyetinde, tekrar alım eğilimi ve olumsuz ağızdan ağıza iletişiminde son derece önemli bir faktördür. Son olarak “çabukluk” (Promtness) ise firmanın müşterinin şikâyetine yeterince uygun zaman içerisinde cevap vermesi ve çözüm bulması olarak tanımlanmakta ve şikâyet yönetim sürecinde hayati önem taşımaktadır. ( Ekiz vd., 2008;274.)
Jeffrey, Donald ve Rockney (1993) şikâyet yönetim sürecinde hakkaniyet (equity) teorisine dayanan algılanan adalet kavramının önemini vurgulamış fakat diğer çalışmalardan farklı olarak bu kavram ile olumsuz ağızdan ağıza iletişim ve tekrar satın alma niyeti arasındaki ilişkiler üzerine yoğunlaşmıştır. Diğer taraftan Tax, Brown ve Chandrashekaran (1998) benzer şekilde, algılanan adalet ile şikâyet sonrası memnuniyet arası ilişkinin yanında algılanan adalet ile müşteride oluşan güven ve sadakat arası ilişkileri incelemişlerdir.

Goodwin ve Ross (1990), algılanan adalet üzerine yaptığı çalışmada adaleti dağıtımsal (distrubutive), prosedürle ilgili (procedural) ve etkileşimsel (interactional) olmak üzere üç düzeyde incelemektedir. Buna göre dağıtımsal adalet, müşterinin şikâyet sürecinden sağladığı faydaların (telafilerin) eşitlik, ihtiyacın karşılanması ve adil olması açısından yeterli olarak algılanmasıdır. Prosedürle (Süreçsel) ilgili adalet bilginin toplanması, karar alıcının bilgiyi kullanması, sonuçlandırma üzerinde müşteriye karar sürecinde kanıtlarını ileri sürebilme imkânı tanınması, ulaşılabilirlik, zamanlama ve esneklik ile ilgilidir. Diğer taraftan etkileşimsel adalet ise personel davranışlarının kabalığı ve uygunsuzluğu, açıklama yapma, dürüstlük, kibarlık, empati kurma, çaba gösterme, dinlemeye çalışma gibi olumlu veya olumsuz davranışların bileşiminden oluşmaktadır.

Ekiz, Araslı ve Farivarsadri (2008)’nın araştırma sonuçları; dağıtımsal adaletin şikâyet tatminini, etkileşimsel adaletin olumsuz söz söyleme niyetini ve şikâyet tatmininin firmayı terk etme niyetini etkileyen en önemli faktörler olduğunu göstermektedir.  Diğer taraftan kurum güvenilirliği işletmenin iletişim faaliyetlerine dayalı olarak müşteri nezdinde oluşturulan, firmaya karşı duyulan bir güven çeşidi olarak tanımlanmaktadır. Newell ve Goldsmith (2001) algılanan kurum güvenilirliği (algılanan uzmanlık düzeyi, güvenilirlik, dürüstlük, samimiyet vb.) ölçeği geliştirme çabasında bulunmuşlardır. Birey güvenilirliğinin aksine kendine has özellik taşıyan kurum güvenilirliği kavramını inceleyen çalışmaların oldukça daha az olduğu görülmektedir.

Firmanın müşteride oluşturmuş olduğu kurumun güvenilir olduğu yönündeki inanç ve algılamaları, şikâyetin kaynağı olarak firmayı görmesi eğilimini düşüreceği ve firmanın şikâyetini çözeceği beklentilerini ve olumlu tutumlarını artıracağı düşünülebilir. Bu doğrultuda algılanan kurum güvenilirliği ile şikâyet yönetim süreci sonrası memnuniyet arasındaki ilişki araştırma kapsamında incelenecektir. Ayrıca şikâyet süreci memnuniyetini kişilikle de ilişkili olduğunu belirtmek gerekmektedir. Kişilik yaklaşımlarına bakıldığında stres kavramıyla ilişkili olarak geliştirilen “A Tipi” ve “ B Tipi Kişilik” modeli geniş uygulama alanı bulmaktadır. (Sutil vd., 1998; 43-47) A Tipi Kişilik özelliklerini çalışkan, atılgan, zamana önem veren, saldırgan, sabırsız, çabuk tedirgin olan, hızlı yaşayan, rakamlara önem veren, rekabetçi, şeklinde özetlemek mümkündür. Diğer taraftan B Tipi Kişilik’e sahip bireyler ise zamana önem vermez, sabırlı, rahat, aceleyi sevmez, yumuşak huyludur.(Mellan ve Espnes, 2003;1319-1325) Kişilikle ilgili araştırmalar genelde şikâyet etme davranışı ile ilişkilendirilmiş, ancak şikâyet sürecinden duyulan memnuniyetle ilişkisi üzerinde durulmamıştır. Bu doğrultuda araştırmanın uygulama kısmında A Tipi kişilik özelliğine sahip olma düzeyi ile şikâyet sürecinden duyulan memnuniyet arasındaki ilişki araştırılacaktır.



İsmail GÖKDENİZ – İbrahim BOZACI – Ertuğrul KARAKAYA Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi

2 Ağustos 2013 Cuma

Özür Dilemek De Teşekkür Etmek De İnsanı Yüceltir



Beşiktaş Çarşı grubu geçtiğimiz hafta bir teşekkür metni yayınlayarak “Gezi parkı direnişi sırasında istemeden de olsa kime zararımız dokunmuşsa.. Geride bıraktığımız tek bir çöp için dahi halkımızdan ve dünyanın en onurlu işini en az ücret karşılığı yapan tüm temizlik işçilerinden özür dileriz.. “ diye başlayan ve "Kapısını arkadan sürgülemeyen semtimizin güzel sakinlerine... Seccadesini sedye yapan cami imamına, su taşıyan kilise papazına… teşekkür ederiz.” diye devam eden bir mesaj yayınladı.

Yoğun gündeme rağmen Facebook ve Twitter’da en çok paylaşılan mesajlardan bir tanesi Çarşı’nın bu mesajı oldu. Yaşadığımız bu sert günlerde Çarşı’nın teşekkür mesajı herkesin kalbini yumuşattı.
İş hayatına 6 yaşında kurabiye satarak başlayan ünlü girişimciMary Kay Ash, "İnsanların seks ve paradan daha fazla istediği tek şey takdir edilmektir. Herkesin boynuna asılı görünmez bir levha vardır, üzerinde ‘Bana kendimi değerli hissettir’ yazar." der.  

Bir insana kendisini değerli hissettirmenin ilk adımı ona yaptıkları için teşekkür etmek ve gerektiğinde ondan özür dilemesini bilmektir. “Teşekkür ederim.” ve “Özür dilerim.” sözleri doğru zamanda ve içtenlikle kullanıldığında bütün ilişkilerimizde bir sihir etkisi yapar. 
Psikologlara göre, insanların gösterdiği başarıların kökeninde karakterleri ve sosyal becerileri vardır.John Rockefeller, "En çok para ödeyeceğim yetenek, insanlarla iyi iletişim kurma yeteneğidir.” demiştir. 

İnsanlarla iyi iletişim kurmanın temeli onlara değer verdiğimizi hissettirmektir. Bir kişiden özür dilemek ya da ona teşekkür etmek “Sen benim için önemlisin, seninle ilişkime değer veriyorum.” anlamına gelir. 

Kimi insanlar hep haklıdırlar. Hiçbir konuda hata yapabileceklerini kabullenmezler. Kendilerini aşırı derecede önemserler. Kendi zekâlarını keskin, akıllarını güçlü, karakterlerini gelişmiş, eğitimlerini, görgülerini, deneyimlerini herkesten yüksek görürler. Yaptıkları her davranışın, söyledikleri her sözün doğru olduğuna emindirler. Birileri hata yaptıklarını söylediğinde, yanlışlarını bir türlü kabullenmek istemezler. Kendilerine doğrular gösterildiğinde, durup düşüneceklerine, uyarı yapanı yanlış çıkarmak için ellerinden geleni yaparlar. Asla özür dilemezler. Kendilerini önemsemekten başkalarını takdir etmeyi akıllarına bile getirmezler. Özrü de teşekkürü de hep başkalarından beklerler.

Özür dilemek de teşekkür etmek de bizim insanımıza zor gelir. Bizim insanımız özür dilemeyi de teşekkür etmeyi de bir türlü üzerine vazife almaz. Doğru düzgün, kalpten özür dileyemez; teşekkür de edemez. En iyi niyetlimiz bile, özür dilemenin bir tür yenilgi; teşekkür etmenin de karşı tarafa minnet etmek olduğunu düşünüp bu işleri geçiştirirler, farklı bazı davranışlarla durumu idare etmeye çalışırlar.

Hâlbuki doğru olan, özür dilemeyi de  teşekkür etmeyi hakkını vererek yapmaktır.   
Bizim kültürümüzde genellikle “özür dilemek” de “teşekkür etmek” de çocuklardan beklenir; bir kez yetişkin olundu mu özür de teşekkür de çocuklukta bırakılır. Çoğumuz, özür dilediğimiz ya da teşekkür ettiğimiz zaman hafife alınacağımızdan, “karizmayı çizdireceğimizden” çekinir bunu bir zayıflık addederiz.

Bir yönetici olarak da özür dilediğimizde ve teşekkür ettiğimizde yumuşak yüzlü bir yönetim sergilemiş oluruz. Fakat birçok yönetici, yumuşak yönetimin bir zafiyet olduğu endişesini taşır. William Peace, “Yumuşak yönetim, zayıf yönetim demek değildir.” der. 
Bazıları yumuşak bir yönetimin insanları şımartacağını düşünür; insanların böyle bir yönetime saygı duymayacağından korkar. İş hayatında özellikle üstlerin astlardan özür dilemesi ve onlara teşekkür etmesi pek sık karşılaştığımız bir durum değildir. Üstler çoğunlukla korkutarak saygı sağladıkları için teşekkür ettiklerinde ya da özür dilediklerinde astlarıyla aralarındaki  “korku telkin eden o mesafenin” ortadan kalkacağından endişe duyarlar.
Özür dilemek gerçekten de insanların arasındaki mesafeyi kısaltır, iletişimi kolaylaştırır. Bir tür “helalleşme” sağlar. Hata yapmış olan, özür dileyerek sorumluluğunu kabul eder. Hatanın sebep olduğu zarara üzüldüğünü dile getirir.

Aslında özür dilemek sadece bir sorumluluk üstenmek değil aynı zamanda insanın kendine güveninin de bir göstergesidir. Özür dilemek vicdani bir muhasebedir ve bir anlamda kişinin kendi kendini yargılamasıdır.

İçtenlikle ve zamanında dilenen bir özür, olumsuz duyguları ortadan kaldırır; duygusal yaraları iyileştirir ve yeniden bağ kurmayı hızlandırır.
Bir insana –hakkını vererek- teşekkür etmek o insanı onurlandırmak demektir. İçten bir teşekkür, verilen emeklerin gerçek karşılığıdır. Hiçbir şey içten bir teşekkürün yerini tutamaz. İçten bir teşekküre paha biçilemez.

Teşekkür etmek her dildeki en sade ama en güçlü ifadedir. Dünyanın her yerindeki insanları “teşekkür ederim” sözcükleriyle etkilemek, onların kalplerini kazanmak mümkündür.
Teşekkür etmek o kişinin sizin için yaptığı ya da başardığı bir şeyden dolayı ona memnuniyetinizi ifade etmek demektir. Bu teşekkür ona kendisini değerli hissettirir.
Her “teşekkür ederim” cümlesi insanları, daha büyük başarılar için motive eder.
Şirketlerin çalışanlarına verdikleri ücret ve primler onları takdir etmeye yetmez. İnsanlar çalıştıkları yerde değerli olduklarını hissetmek isterler. İyi bir iş yaptıklarında kendilerine teşekkür edilmesini beklerler. 

Bir insana teşekkür etmek istiyorsak, bunu yapabileceğimiz sayısız fırsatlar vardır. Herkesin, her çalışanın takdire değer bir başarısı, katkısı mutlaka bulunur. Çalışanlarını güçlendirmek isteyen bir yöneticinin, öğrencilerini daha başarılı kılmak isteyen bir öğretmenin, sporcularını kazanmaya odaklamak isteyen antrenörün ya da ilişkisini daha özel ve mutlu kılmak isteyen bir eşin takdir edecek bir davranış bulması işten bile değildir. İnsan takdir etmek istediği zaman, takdir edecek konu sıkıntısı çekmez.

Teşekkür etmek de özür dilemek de sadece nazik olmak değil aynı zamanda da adil olmak anlamına gelir. Özür dilediğimiz zaman kendi hatalarımızla yüzleşir; teşekkür ettiğimiz zaman ise yardım edenlerin emeğinin hakkını teslim etmiş oluruz. 
Özür dilemek de teşekkür etmek de iki taraflı çalışır. İçtenlikle özrümüzü veya teşekkürümüzü paylaştığımızda sadece karşı tarafı onurlandırmakla kalmaz, kendimize de bir iyilik yapmış oluruz. Böyle davranarak öncelikle kendi yolumuzu açarız. Sağlıklı bir kişilik geliştirip kendimize saygımızı yükseltiriz. Özür diledikçe kalp kazanır; teşekkür ettikçe şükran duyduğumuz insanların sayısını artırırız.
Takdir etmek ve özür dilemek insanı daha itibarlı yapar. İnsan hata yaptığını kabullendiği ölçüde gelişir. Başkalarının katkısını takdir etme büyüklüğünü gösterdiği ölçüde de daha güçlü hale gelir.
Freud “Özür dilemek, karşımızdaki insana egomuzdan daha fazla değer verdiğimiz anlamına gelir." der.

Peki, her teşekkür ve özür aynı derecede etkili midir? Özür dilemenin ve teşekkür etmenin amacına ulaşması için nasıl davranmak uygun olur? Psikologlar, etkili bir şekilde özür dilemenin ağzımızın içinde bir şeyler mırıldanmaktan çok daha fazlasını gerektirdiğini söyler. Gerçek anlamda özür dilemek için, sorumluluğu kabul etmek, durumdan üzgün olduğumuzu ifade etmek, eğer varsa verilen zararı onarmak için gayret göstereceğimiz sözünü vermek, söz konusu durumun bir daha olmayacağının teminatını vermek gerekir. Aksi takdirde yarım ağızla dilenmiş bir özür, amaçlanan etkiyi göstermek yerine tam tersi bir etki yaratabilir.

Nasıl özür dilemenin kuralları varsa teşekkür etmenin de yolu-yordamı vardır.
Ben teşekkür etmenin de bir adabı olduğunu bundan yıllar önce bir Alman dostumdan öğrendim. İş gereği, bir yıl içinde birçok kere Münih’e gidiyordum; o da yılda birkaç kere İstanbul’a gelip her seferinde bir iki gün kalıyordu. Uzun iş toplantıları sonunda akşam yemeklere gidiyor, birbirimize küçük hediyeler veriyor, saygımızı ve sevgimizi gösteren jestler yapıyorduk. Kendisini ilk defa İstanbul’da ağırladıktan sonra bana gönderdiği teşekkür mektubunu görmenizi isterdim. Öyle kuru kuruya söylenmiş bir iki cümle değildi teşekkürü. Son derece ayrıntılı, benim düşüp gerçekleştirdiğim her inceliği algıladığını ifade eden, bunlardan memnuniyetini ifade eden bir mektup yazmıştı. Ben hayatta “teşekkür etmek” denen bir ders olduğunu o zaman fark etmiştim. 
Bence herkesin bu dersi alması gerekiyor. İnsan bir kere bu dersi alınca bir daha unutmuyor. Etrafında teşekkür etmeyen insanları görünce  onları hemen fark etmeye başlıyor. 
Teşekkür ettiğimiz zaman bunun etkili olması ve yerini bulması için, teşekkür ettiğimiz kişiyi odağa koyarak onun ortaya koyduğu her inceliği fark ettiğimizi ifade etmeli,  yaptığı her katkıyı takdir etmeli, şükran duygularımızı dile getirmeli ve o kişiyi onurlandırmalıyız. Teşekkürümüzü mutlaka kişiselleştirmeliyiz.

Aksi takdirde ortaya yapılan “teşekkürler arkadaşlar” benzeri bir genelleme, adresini bulan bir takdir ve şükran ifadesi olmaz. İşe yaramaz.
Teşekkür etmenin de özür dilemenin de gücünün farkına varmak, bizi gerçekten olgunlaştırır. Özür dilemek de teşekkür etmek de sanıldığından daha büyük etkileri olan iki büyük güçtür. Her ikisi de çok şey başarır.

Ben teşekkür etmenin de özür dilemenin de karşımızdakinden çok, kendimize yapılan bir “iyilik” olduğunu düşünüyorum. Çünkü özür dilemek de teşekkür etmek de insanı yüceltir.

24 Mayıs 2013 Cuma

Olumsuz Bir Müşteri Deneyimi


Reklamlarda gördüğünüz otele, o bir yıl boyunca beklediğiniz güzel tatili geçirmeye gidiyorsunuz. Her şey çok güzel. Çorba biraz soğuksa da havanın sıcaklığı şikayetinizi otomatik olarak gideriyor. Sonuçta küçük şeyleri dert etmek için çıkmadınız tatile. Fakat, aniden midenize saplanan o bıçak acemi bir kasap gibi gidip gelmeye başlıyor. Kendinizi odaya zor atarken bir doktor arıyorsunuz. Resepsiyon, oteldeki doktorun ofisini tarif ederken, doktor odasına ulaştığınızda sadece hemşire ile yetimek zorunda olduğunuzu anlıyorsunuz. Mide ağrısı ve hemşirenin gereksiz soruları ile kıvranırken, doktorun gelmediğini, pek gelmeye de niyeti olmadığını; ancak aranırsa gelebileceğini öğreniyorsunuz. Beş yıldızlı otel yerine yanlışlıkla bir pansiyonda kalıp kalmadığınız düşünürken en büyük yardımcının kendi aklınız olduğunu düşünerek hemşireye, yardımı dokunacağını düşündüğünüz ilaçları söylüyorsunuz. Belki doğru olarak fakat hiçbir acıma belirtisi göstermeden “ilaç vermeye yetkili değilim” cevabı ile son darbeyi alıyorsunuz. Peki en yakın eczane nerede? Cevap aynı soğuk tavırla geliyor “caddeye çıkın, orada var”.

Parlak bir zekanın ürünü olan bu cevaptan sonra daha aklıbaşında bir tarifi resepsiyondan alarak en yakın eczaneye yollanıyorsunuz. 10 lira karşılığında aldığınız ilaçlarla belinizi doğrulturken, yaşadığınızı bu kötü deneyimi sağda solda anlatmaktan da geri durmuyorsunuz.

Her türlü pazarlama taktiği ile gerçekler arasındaki uçurumun üzerindeki sağlam köprüdür deneyim. Tecrübeden farklı olarak, deneyim bir “öğrenme” ve aynı hatayı tekrarlamama yeteneğini de kazandırır. Sanal bir görüntü olan reklamlar yerine müşterilerine olumlu deneyimler yaşatan kuruluşlar farklılaşarak, kendilerinden kolay kolay vazgeçmeyecek, ürünlerini çeşitlendirerek satınalacak ve sıfır maliyetli pozitif reklamlarını heryerde yaparak yeni müşteriler kazandıracak, kemikleşmiş bir müşteri kitlesini de yaratırlar.

İyi bir lokantayı gösteren yemek takımı değil; mutfağı, iyi bir showroomu gösteren dekorasyonu değil; servisi, iyi bir hastaneyi gösteren ise odasının güzelliği değil; cerrahın yeteneğidir. Kuruluşların gücünü, kalitesini, davranışını ve hızını, görünen yüzleri değil; arka planda kalan operasyonel birimleri gösterir.


http://www.surec.com.tr/pages.asp?id=62&own=6
see
operational

30 Nisan 2013 Salı

PROBLEMİN YAŞAMIMIZDAKİ YERİ


Günlük yaşamımızda ve profesyonel iş yaşamımızda sürekli olarak problemlerle iç içe yaşıyoruz. Karşılaştığımız problemi hızlı ve etkili olarak çözebilmek için bir çaba göstermemiz gerekiyor. Bireysel mutluluğumuz, profesyonel kariyerimiz, çevremizle uyum ve bütünlük içinde olmamız... Kısacası, mutlu olmamız, bu problemleri nasıl ustaca ve etkili olarak çözebildiğimizle yakından ilgilidir. 

Problemlere hızlı, kalıcı ve etkili çözüm üretmek ve çözmek günümüzün en önemli başarılı olma yeteneklerinden biridir. Dolayısıyla problemlerinizi ne kadar erken tanıyıp belirler ve çözüme ulaştırırsanız, o kadar güçlü ve başarılı olursunuz. Bireysel başarı, kişilerin gündelik hayatlarında karşı karşıya kaldıkları problemlerin esiri olmadan, problemi akılcı bir yaklaşımla analiz etmelerine ve problemi yaratan nedenleri gerçekçi olarak belirleyip çözmelerine bağlıdır. 

Hiçbir problemin çözümü basit ve yüzeysel değildir. 

Aynı şekilde, karşılaştığı problemleri etkili ve hızlı olarak çözebilen kuruluşlar, en dinamik ve rekabetçi özelliklere sahip olanlardır. 

Sonuç olarak denetimin amacı kısaca şu şekilde özetlenebilir : 

Bireylerin ve kuruluşların başarıları problemleri hızlı ve etkili olarak çözebilme yeteneklerine bağlıdır. 

PROBLEM VE RİSK NEDİR ? 

Problem, sözlüklerde aşağıdaki örneklerde verildiği gibi tanımlanmaktadır; 

- Hedeflenen sonuçların alınmasını engelleyebilecek veya aksatabilecek çözümlenmesi gereken durum 
- Çözülmesi, yanıtlanması veya düşünülmesi gereken durum 
- Zorluk ve belirsizlik yaratan bir kişi, nesne veya durum 

Risk tanımı için ise şu karşılıkları bulabiliriz; 
- Zarar verebilecek kayıp veya tehlike olasılığı 
- Belirsiz tehlike içeren durum veya faktör 

İnsanoğlu, çağlar boyunca sürekli olarak çözülmesi ve aşılması zorunlu olan problemler ve risklerle karşılaştı. Bu problemlerin çözümü kimi zaman yıllar, yüzyıllar aldı, ama sürekli olarak çözüm arayarak, bularak, zorlu engelleri aşarak ve buluşlar yaparak yaşamını sürdürdü ve geliştirdi. PROBLEMLERİ ZAMANINDA ÇÖZMEK 

Problemleri zamanında çözmenin önemi

Küçük problemler, zamanında etkili olarak çözülmezse, boyut ve yön değiştirerek etkisini kontrol edilemeyecek şekilde artırabilir. Bu durumda da bu problem, yaşamımızı olumsuz etkileyecek bir duruma sokabilir. 

Problemi çözebilmek için gerekli bilgi, yöntem ve enerjiyi mutlaka uygun bir zamanlamayla ve yoğunlaşmayla kullanmalıyız. 

PROBLEM ÇÖZÜMÜNDE EN ÖNEMLİ GÜÇ 

Her gün karşılaşabileceğimiz çok sayıda ve kapsamda problem vardır. Ancak problem çözümünün en önemli engeli, problemi yaratan nedenleri ve gerekli çözüm faaliyetlerinin sorumluluğunu başka unsurlara ve kişilere yüklemektir. 

Karşılaştığımız problemlerin çözümünde en önemli güç, kendimizdedir.

Problem çözümünde diğer önemli engel, karşılaşılan problem çözümünü küçümsemek, basit ve başka çözüm seçeneği olmayan bir sığlıkta algılamaktır. 

Karşılaştığımız hiçbir problemin çözümü, basit ve yüzeysel değildir.




Sinan Polater
http://www.polater.com.tr/devam.php?sub_page=1&page=bilgi_agaci&new_page=21

KALİTE KONTROL, KALİTE İYİLEŞTİRME VE PROBLEM ÇÖZME YAKLAŞIMI


"Kalite Kontrol"un klasik yaklaşımına baktığımızda, süreçlerin belirlenmiş limitler dahilinde kontrol altında tutulduğunu, önceden kabul edilmiş bir oranda hata oluştuğunu veya belli bir performans seviyesi ile çalışıldığını ve bunun normal karşılandığını görmekteyiz.

"Kalite İyileştirme" kavramında ise, tüm süreçlerin performanslarının sorgulanarak iyileştirme fırsatlarının belirlenmesi ve iyileştirilmesi yer alır. Juran, ünlü klasiği "Managerial Breakthrough" adlı kitabında, kalite kontrol ve kalite iyileştirme arasındaki temel farkın önemini ve her birisi için problem çözme yaklaşımının temel ögelerini tanımlamıştır.
Şekilde görüldüğü gibi herhangi bir sürecin performansı günlük olarak bazı değişimler gösterse de, zaman içindeki yayılımı ortalama bir performans etrafında sapmalar şeklinde olmaktadır. Zaman içinde ortaya çıkan bu sapmalar oldukça sabit bir karakter gösterirler. Şekildeki "Mevcut Kalite Kontrol Aralığı" bu belirlenmiş performans seviyesini ve zaman içindeki değişkenliğini ortaya koymaktadır. Bu performans düzeyi genellikle sürecin tasarım aşamasında belirlenmiş limitlerinden oluşur. Bu aralığa aynı zamanda "performans standardı" adı da verilmektedir. 

Normal olarak kontrol altında bulunan süreçler, standardlarına uygun bir performans gösterirler. Ancak zaman içinde çeşitli faktörlere bağlı olarak "Ani Yükselişler" veya "Ani Krizler" görülebilir. Bu durumlar, şirketimizde görülen ve günlük kapsamında ele alınan durumlardır. Kalite Kontrol aralığındaki problem çözme yaklaşımının amacı, sürecin tekrar belirlenmiş performans standardı düzeyine döndürülmesinin sağlanmasıdır. Bu nedenle öncelikle sapmanın kendisi ve nedenleri saptanır ve geleneksel standardı sağlayacak düzeltici faaliyetler devreye alınır. Bu tip yaklaşım genel olarak "yangın söndürme" olarak bilinmektedir. 

Kalite Kontrol Aralığı'ndaki problem çözme faaliyetleri günlük şirket yaşamı açısından önemli olmakla birlikte, Kalite İyileştirme Aralığı'ndaki problem çözme faaliyetleri, sürecin performansına katkı açısından çok daha büyük etki yaratacaktır. Kalite İyileştime Aralığı tipik olarak kronik nitelikteki problemler, performans düşüklükleri, israflar ve kalitesizlikle ilgilidir. Yine tipik olarak performans düşüklüklerinin nedenleri, organizasyon içindeki fonksiyonlar arasındaki arakesitlerde yatar. Kalite İyileştirmedeki problem çözme yaklaşımının amacı, süreçle ilgili olarak, o güne değin hiç ulaşılmamış düzeylerde performans standardlarının yakalanması ve sürdürülmesidir. 

Kalite İyileştirme yaklaşımı genellikle organizasyonun kendisine, davranışlara ve algılama tarzlarına, kuruluşta varolan kültürel kalıplara, bilgi kullanımına ve sonuçların izlenmesine yönelik radikal iyileştirmeler gerektirir. Yani, problem çözme yaklaşımlarının "Kalite İyileştirme"de uygulanması, "Kalite Kontrol"a göre daha karmaşık ve zor bir etkinlik olarak karşımıza çıkmaktadır. 

PROBLEM ÇÖZMENİN TEMEL UNSURLARI : 

"Problem Çözme" endüstriyel yaşamın tüm alanlarıyla ilgilidir. Etkin bir problem çözme uygulamasında üç temel unsura gereksinim vardır. Bunlar; problem hakkındaki Veriler, bu verileri işlemekte kullanılan Teknikler ve iyileştirmeyi sağlayacak Sistematik Yaklaşım olarak üç başlıkta incelenebilir. 

· Veriler: Herhangi bir problemi veya durumu, ilişkili olan gerçekleri ve verileri ortaya koymadan anlamaya ve çözmeye olanak yoktur. Veriler olmadan problemi çözmeye kalkmak, sadece tahmine dayalı bir yaklaşım anlamına gelir ve çözüme ulaşma şansı, piyangodan büyük ikramiye çıkma şansına benzetilebilir. 

· Teknikler: Karmaşık ve çok boyutlu problemleri incelerken genellikle çok sayıda veriyle, çeşitli varsayımlarla ve birçok sınırlamayla çalışmak durumunda kalırız. Bu koşulları düzenlemek ve anlayabilmek için çeşitli teknikleri/araçları kullanmak, problem çözmenin etkin ve hızlı olmasını sağlayacaktır. 

· Sistematik Yaklaşım: Problemin çözülmesi ve kalite iyileştirmenin sağlanması için, verilerin ve tekniklerin belirli bir sistematik yaklaşım içinde ele alınması şarttır. Bu yaklaşımda izlenecek mantıksal sıra esastır. Böylece sonuca ulaşma şansı arttırılacak ve herkesin aynı dilden konuşması sağlanmış olacaktır.

SÜREKLİ İYİLEŞTİRME VE PUKÖ (PDCA-"Deming Cycle") ÇEVRİMİ 

Kalite İyileştirmenin temel mantığı içinde en önemli yeri "Sürekli İyileştirme" tutar. Üst düzeyde kalite ve performans sonuçlarına ulaşılması, sürekli iyileştirmenin iyi tanımlanmış ve iyi uygulanan bir yapı içinde ele alınmasını gerektirir. Sürekli İyileştirme tanımı, elde edilen sonuç ne olursa olsun tüm iyileştirmeleri kapsar. 

Sürekli iyileştirme kavramı ve yaklaşımı tüm şirket alanları ve fonksiyonları ile içiçe geçmiş, bütünleşmiş olmalıdır. Bütünleşme ile kastedilen şudur: 

· İyileştirme tüm iş birimlerinin veya fonksiyonların günlük işlerinin arasına girmiştir. 

· İyileştirme süreci problemleri kaynağında gidermeye çalışmaktadır. 

· İşin daha iyi yapılmasını sağlayacak iyileştirme fırsatları ve çözülmesi gereken problemler, iyileştirme sürecinin ana girdisini oluşturmaktadır. 

Sürekli İyileştirme kavramı, durağanlığın ve statücü yaklaşımın yok edilmesini gerektirir. Ulaşılan düzey hiçbir zaman yeterli değildir. Bu kavram içinde herkesin inanması ve sürekli olarak kendisine sorması gerekenler şunlardır: 

· Hiçbir şey mükemmel değildir ve daha iyi yapılabilir! 

· Bu işi nasıl daha iyi yapabilirim? 

Böylece her zaman daha iyiye ve daha ileriye ulaşmanın önündeki engeller kalkmış olacaktır. 

Bu kavram en iyi Planla (Plan) - Uygula (Do) - Kontrol et (Check) - Önlem al (Act) çevrimi ile anlatılabilir. Herhangi bir alana, probleme veya sürece, bu yaklaşımın bir kez uygulanması istenen sürekli iyileştirmeyi sağlamaz. Sürekli iyileşmenin sağlanabilmesi için PUKÖ çevriminin ardarda, sürekli ve sistematik bir şekilde uygulanması gerekir. Her uygulama sonucunda performansın mükemmelleşmesi yolunda bir dönüm noktası daha aşılmış olacaktır. 

Yararlanılan kaynaklar : 

İşletmelerde Pratik Değişim Programı, Iwao Kobayashi, KalDer yayınları


Sinan Polater
http://www.polater.com.tr/devam.php?sub_page=1&page=bilgi_agaci&new_page=22

APPROACH

18 Nisan 2013 Perşembe

Müşteri Sadakati Sağlamada Araçsal Bir Yöntem Olarak Şikayet Yönetimi


“Müşteri Sadakati Sağlamada Araçsal Bir Yöntem Olarak Şikayet Yönetimi”  konulu tez çalışmasında, müşteri sadakati kavramı, müşteri kazanma ve elde tutma, müşteri sadakatini etkileyen etmenler, müşteri sadakatinin ekonomik değeri ve müşteri sadakati sağlamada benimsenen uygulamalardan biri olan şikayet yönetimi kavramı ile müşteri sadakati sağlamada şikayet yönetimi konuları ele alınmıştır.
Müşteri sadakati, müşterilerin alışveriş yaptıkları sektördeki toplam harcama kapasitesinin büyük çoğunluğunu aynı iş yerinden yapmasıdır. Müşteri sadakati müşteri tatmini sağlanmasıyla başlar. Müşteri tatmininin sağlanabilmesi için; ürünün performansının, güvenilirliğinin, dayanıklılığının, esnekliğinin, pratikliğinin, ekonomikliğinin, çevre ve insan sağlığına duyarlılığının yanında ve bu unsurlara ek olarak müşteri ilişkilerinin, müşteriye sunulan hizmetin de göz ardı edilmemesi gereklidir.
Şirketler açısından müşteri kazanma ve elde tutma kadar önemli olan bir konu da; müşterinin verilen hizmet ya da yaşanan olaylarlarda şirketlerin müşteri açısından olaya müdahale etmemek gibi sebeplerle müşterini kaybetmeleridir. Bu sebeple salt müşteri kazanma ve elde tutma için çalışmalar yapılmamalı bunun yanında mutlu olmayan, tatminsizlik duyan müşteriler için ayrıca çalışmalar yapılmalı ve şirketin tüm birimleri tarafından bu tutum benimsenmelidir. Bu durumda mutsuz ve tatminsizlik duyan müşterilerde ileride sadık müşteri olabilme olasılıkları yüksek olan müşteriler olacaklardır. Tatmin olmayan müşterilerin davranışının ve bu davranışı etkileyen faktörlerin belirlenmesi önemlidir. Çünkü; tatmin olmayan müşterilerin firmaya tekrar bağlanabilmeleri için harcanacak çaba, yeni müşteri kazanmaya göre daha az çaba ve maliyet gerektirmektedir. Şikayet yönetimi; mutsuz olan, tatmin olmayan veya şirket ile ilgili olumsuz tecrübeler yaşayan müşterilerin tekrar firmaya kazandırılması ve ayrıca şirkete olumlu imaj sağlayarak yeni müşteriler kazandırılmasına olanak vermesiaçısından önemlidir.
Şikayet en yalın tanımıyla beklentilerin karşılanmamış olduğunun ifade edilmesidir. Bunun yanında belki de daha önemlisi; firmalar açısından ürünündeki ya da hizmetindeki kusuru düzelterek mutsuz bir müşterinin hoşnutsuzluğunu gidermek için bir fırsattır. Müşteri şikayetleri kuruluşlara ürün ve hizmetlerini nasıl geliştireceklerini gösterir ve böylece pazar paylarını korumalarına yardımcı olur. Bir müşteriden gelen şikayet doğru analiz edildiğinde ve şikayete sebep olan sorun çözüldüğünde aynı durum ile ilgili ileride şikayet gelmesi engellenmiş olacaktır. Bu açıdan ele alınan şikayetler, firmalar için bir sorun değil daha iyi hizmet vermek için birer fırsattır. Ayrıca etkin şikayet yönetimi stratejileri, firmaların müşterilerinin gözünde tekrar güvenilir olmalarını sağlar.
Şirketler şikayet yönetimine ilişkin çözüm stratejileri geliştirirken anlık çözümler yerine o konuyla ilgili daha sonra gelebilecek şikayetleri de engelleyecek çözüm önerileri içeren stratejiler geliştirmelidir. Unutulmaması gereken ikinci bir nokta ise; şikayette bulunulmasını kolaylaştırıcı kanallar olması sağlanmalıdırlar.

Şikayetlerin etkin bir biçimde ele alınması, müşteri ile ilgilenilmesi, etkin bir şikayet yönetimi stratejisi uygulanması müşteri sadakatini sağlayacak ve bu da uzun dönemde şirketlerin karlılığının artmasında etkili olacaktır.

Şirketlerde, Şikayet Yönetimine Verilen Önem


Kurumsal şirketlerde, şikayet yönetimine verilen önem giderek artıyor, hatta şikayet yönetimi için ayrı bir ekip kuran şirketler bile var. Fakat büyük çoğunluk halen şikayetleri dikkate almıyor, cevapsız bırakıyor. Böyle olunca sorun kulaktan kulağa büyüyerek devam ediyor. 850 üyesine şikayet yönetimi danışmanlığı veren Şikayetvar’ın kurucusu Dr. Ömer Deveci, fırsat siteleri, bankalar ve GSM operatörlerinin en yoğun şikayet alan sektörler olduğunu söylüyor.
Sikayetvar.com sitesi 650 bin üyesi, 50 bin günlük tekil ziyaretçi sayısı ile yılda 280 bin şikayet yayınlıyor. 10. yılında 1 milyon şikayet sayısına ulaşan Şikayetvar, aralarında Türk Telekom, Turkcell, Arçelik, Bosch, Renault, Citroen, Özdilek, Yapı Kredi, İş Bankası, Finansbank, ING Bank ve Vakko gibi firmaların bulunduğu 850 üyesine şikayet yönetimi danışmanlığı veriyor.
Şikayet yönetimi mevcut işleyişte kurumsal iletişim, pazarlama ve müşteri ilişkileri departmanlarının sorumluluğunda. Ancak bu konuya daha çok önem veren firmalar son yıllarda bu iş için ayrı bir personel bulundurmaya, departman kurmaya başladı.
Son yıllarda şikayet yönetimine verilen önemin pazarlamanın bile önüne geçtiğini söyleyen Şikayetvar’ın kurucusu Dr. Ömer Deveci, ancak çoğu firmanın bunun öneminin hala farkında olmadığını, cevaplandırılmayan, dikkate alınmayan pek çok şikayet olduğunu söylüyor: “Böyle olunca sorun kulaktan kulağa büyüyerek devam ediyor. Oysa şikayet yönetimi bir yönetici için olmazsa olmaz bir yol gösterici. Yapılan en büyük hata şikayeti görmezden gelmek hiçbir şekilde dikkate almamak. Her şikayetçinin yaşadığı sorun farklı ve özel olabiliyor. Ancak çoğu zaman firmalardan sorunu çözmeye yönelik değil de sırf cevap vermiş olmak için yazılan standart cevaplar, şikayetçilerimiz tarafından tepki ile karşılanıyor. Sık yapılan bir diğer hata ise şikayetçi ile polemiğe girmek” diyor.
Şirketlere danışmanlığı Dr. Ömer Deveci ile hukuk, müşteri ilişkileri ve şikayet yönetimi konularında uzman 15 kişilik bir ekip veriyor. Ayrıca bu konuda çeşitli üniversitelerden akademisyenlerle de işbirliği yapılıyor. Öncelikle firmalar bünyesinde şikayet yönetimini gerçekleştirecek personele yönelik 2 günlük sistemi ve şikayetleri nasıl yöneteceklerini anlatan bir eğitim veriliyor. Firma, hakkında yazılan mesajlardan anında haberdar ediliyor ve şikayetlerin vakit kaybedilmeden cevaplandırılmasını sağlamak için sürekli iletişim halinde bulunuluyor.

Peki başarılı bir şikayet yönetimi nasıl yapılır? Dr. Deveci şirketlere şu önerilerde bulunuyor:
• Şikayet çözmede hızlı ve istekli olun,
• Müşteri memnuniyetinizi sorgulayın ve ölçün,
• Hizmet alıcılara, her şartta gerekli gördükleri şikayetleri iletebilmeleri için yol ve kolaylık gösterin,
• Sadece yapabileceklerinizi söz verin,
• Şikayeti yönetme konusunda elemanlarınıza yeterince yetki ve esneklik verin, mümkünse bunun için ayrı bir eleman bulundurun,
• Şikayet yönetimini önemseyin ve bu konuda elemanlarınıza eğitim verin,
• Sıfır şikayet hedefini pazarlama stratejilerinize mutlaka ekleyin,
• Ve mutlaka yapılan bütün şikayetleri analiz edin.

Fırsat siteleri, bankalar ve GSM şirketleri ilk 3’te
Şikayetvar’a en fazla gelen şikayetler e-ticaret siteleri ile alakalıymış. Dr. Ömer Deveci, “Yakın zamanda bankerzedeler gibi fırsatzedeler çıkacak ortaya. Gelen şikayetlerden çıkardığımız sonuca göre; fırsat siteleri hakkında bir an önce gerekli tedbirler alınmalı. Bu konuda bir standart getirilebilmesi için önümüzdeki günlerde e-ticaret sektör paydaşlarını bir araya getirecek girişimler planlıyoruz” diyor.
Bankacılık sektöründe ise iki konu başlığı öne çıkıyormış. Bunlar; yıllık kart aidatı ve hesap işletim ücreti şikayetleri. Bu konular şikayetlerin yüzde 35’ini oluşturuyor. Çok şikayet alan bir diğer sektör de GSM sektörü. Dr. Deveci, “Tarifelerin çok karmaşık olması hem mağduriyet doğruyor hem de mağduriyetlere zemin hazırlıyor. Tüketicinin kafası gittikçe karışmaya başlıyor. Biran önce sadeleştirilmesi ve tüketiciler tarafından daha anlaşılır tarifeler geliştirilmesi gerekiyor” diyor.

Kaynak: http://www.myfikirler.com/sirketlerde-sikayet-yonetimine-verilen-onem.html

14 Nisan 2013 Pazar

Çatışma Yönetimi Teknikleri



Çatışma Yönetimi Teknikleri, üretken tartışmaları kolaylaştırmak için çatışmadaki tarafların izlemeyi kabul ettikleri açık kurallardır. Tüm üyeler bu kurallara uymayı kabul eder. Bazı faydalı ÇY
teknikleri şunlardır [2];


  • anlamak için dinleme, 
  • “sen” ile başlayan ifadeleri terk ederek, yerine “ben böyle düşünüyorum”, “ben böyle hissediyorum”, “benim nedenlerim” vb. gibi ifadeler kullanma, 
  • karşıdakini etkili dinleme, 
  • çatışmadaki pozisyonlara değil, nedenlere odaklanma, 
  • kişileri problemlerden ayrıştırma, 
  • insanlara yumuşak, probleme sert yaklaşmak 
  • yeniden ifade etme, karşı tarafın yardımını istiyormuş gibi gözükme, 
  • düşünce ve nedenlerini herkesle paylaşma, 
  • “buzdolabı” kullanma. 
Etkili Dinleme

Etkili dinleme, en önemli ÇY tekniklerinden birisidir. Karşı taraf etkili olarak dinlendiğinde 
içerik, anlam ve duygular da dinlenir. Doğru ve uygun bir cevap verilmeden önce, karşı
tarafın anlaşılması ve çatışmanın kabul edilmesi gerekir. Burada dikkat edilmesi gereken 
husus, “anlama” ve “kabul etmenin” aynı olmadığıdır. “Kabul etme”, durumun ardındaki 
hisleri ve içeriği de algılamayı içerir ve karşı tarafa duyulduğunu ve anlaşıldığını hissettiren 
önemli bir adımdır. Aşağıdaki örnekte bu iki kavram arasındaki fark açıkça görülmektedir [2].

Tartışma (çatışma) sırasında “…bu fikre karşı çıkıyorum…” demek yerine, “…ben olaya 
farklı bir açıdan bakıyorum…” diyebilmek, çatışmayı çözümleyebilmek için atılmış mantıklı
bir adımdır. Karşı tarafın düşüncelerini, ihtiyaçlarını ve gözlemlerini anlamak için, karşı
tarafın yorumları ne kadar boş olursa olsun, karşı tarafın sözünü kesmeden ve itiraz etmeden açıklamasına izin vermek gerekir. Daha sonra, anladığımızı söylemek yerine, karşı tarafa 
“söyledikleriniz anlaşıldı” mesajını vermek için, anladıklarımızı bir soru veya cümle ile ifade 
etmek en doğrusudur. Daha sonra, bu cümleyi karşı tarafın pozisyonunu ve ihtiyaçlarını
yansıtana kadar açabiliriz. Önemli olan sadece anlamak değil, karşı tarafa anlaşıldığını
hissettirmektir. Ancak bundan sonra, çatışma konusu hakkındaki kendi görüşlerimizi açıklarız 
ve karşı tarafın da bizi dinlemesini bekleyebiliriz. İki taraf da kaygılarını ortaya koyduktan 
sonra, artık bir çözüm üzerinde odaklanılabilir. 

Duyguları Kontrol Altında Tutma

Diğer bir ÇY tekniği ise, kendini ve diğerlerinin duygularını kontrol etmektir. Problem ve asıl 
çatışma üzerine odaklandığınız ve herhangi birine ve varlığa yöneltmediğiniz sürece, 
duyguları açığa vurmak yardımcı olabilir. Fakat duyguları açığa vurmak kişisel veya fiziksel 
tepki şeklinde olmamalıdır. Eğer çatışma sırasında bazı kişilerin duyguları hareketlerine 
hükmetmeye başlarsa, tartışmaya bir an önce ara verilmeli ve bu aradan sonra asıl problem 
üzerine yeniden odaklanma sağlanmalıdır. 

İnsanları Problemlerden Ayrıştırma

Her çatışmada, sorunun içeriği ve çatışmaya dahil olan tarafların birbiriyle ilişkileri farklıdır. 
Bazen kişiler ve problemler birbirine karıştırılır. Kişileri problemlerden ayrıştırmak, ancak 
duyguları kontrol etmek ve doğru iletişimi sağlamakla mümkün olabilir. 

Pozisyon Yerine Nedenlere Odaklanmak

Nedenler ve pozisyonlar arasındaki farkın bilincinde olmak ya da ortaya çıkarmak, muhtemel 
bir çatışmayı yapıcı olarak yönetebilmek için kritik bir gerekliliktir. Pozisyon, çatışmada 
bulunduğumuz yer ve verdiğimiz karardır. Pozisyonumuza karar vermemizi sağlayan ise 
nedenlerdir. Diğer bir deyişle, nedenler pozisyonları doğurur. Her neden için, farklı bakış
açılarında, farklı pozisyonlar almak elbette mümkündür. Çatışmaya taraf olan bir kişi, en açık, 
en belirgin pozisyonu benimser ve pozisyonu için savaşmak amacıyla siper alır. Ancak, 
mevcut pozisyonların ardında yatan asıl nedenlere bakıldığında, sadece bir tarafın değil, diğer 
tarafların (çatışanların) da ihtiyaçlarını karşılayacak alternatif pozisyonlar bulunabilir. 

Yeniden İfade Etmek ve Fırsat Vermek

Yeniden ifade etmek, çatışmayı ele almada kullanılan en güçlü araçlardan biridir. “Yeniden 
ifade etme”, bir problemin çözüm sürecinde, bir ifade veya yargıyı yeniden yorumlamaktır. 
Örneğin, feryat eden veya bağırıp çağıran bir kişi görüldüğünde, ilk akla gelen; bu kişinin 
saygısız veya kaba olduğudur. Bununla birlikte bu, belki de kimi zaman yargısız bir infaz 
olabilir. Bu insan hakkındaki algılayış; “kendisini ifade etmede sınırlı yeteneği olan bir kişi”
şeklinde yeniden biçimlendirilebilir. Çatışmaya giren kişilerin, birbirlerine “pas vermesi” de 
esastır. Karşı taraftakini konuşturmak, olaya bulaştırmak için, “ne yapmamı önerirsin?”, 
“nasıl yapalım”, “sen bu konuda ne düşünüyorsun” ve benzeri gibi sorular yöneltilebilir. 

Buzdolabı Kullanma

“Buzdolabı”, çatışma süresince tarafların mevcut problem üzerine odaklanabilmelerine 
yardımcı olan önemli bir araçtır. Tartışma esnasında mevcut tartışma ile ilgili olmayan 
konular ortaya çıktığında, bu konular ilerideki bir tarihte ele alınmak için sanal olarak 
“buzdolabına” konulur. Ancak, günümüzde bu sanal buzdolaplarına ne yazık ki, çatışma ile 
ilgili olmayan konular değil, sorunun “ta kendisi” konulmaktadır. Bu da mevcut 
problemlerin daha da büyümesine neden olmaktadır. Bu yüzden, özellikle çatışmaları
yönetenlerin, buzdolabına neyi koyduklarını çok dikkatli kontrol etmeleri gerekmektedir

Üçüncü Bir Tarafın Katılımı

Kurumsal seviyedeki farklılıklar bazen, anlaşmazlık içindeki çatışanlar tarafından kişiliği 
tanınan, saygı duyulan ve tarafsızlığı kabul edilen üçüncü bir tarafın tartışmaya katılımını
gerektirebilir. Mesela, işveren ile işgören arasında çıkan bir anlaşmazlıkta, işgören işveren 
tarafından tehdit edilmişse, bu durumda işgören işvereni ile olan problemini birebir çözmek 
istemeyebilir. Bu durumda, uygulanabilecek en iyi taktik, “uzlaştırıcıya da arabulucu” adı
verilen üçüncü bir tarafın çatışmayı yönetmek üzere, çatışma sürecine dahil edilmesini 
sağlamaktır. Dışarıdan çatışma sürecine dahil edilen bir uzlaştırıcı için herkes ve her şey 
eşittir. Ancak, işletme içinden görevlendirilmiş bir kişi problemin bir parçası olabilir, taraf 
tutabilir veya taraflardan biri, gizli tutulması gereken bazı bilgileri bu kişiyle paylaşmaya 
gönüllü olmayabilir. Bu yüzden, dışarıdan sürece dahil edilecek bir uzlaştırıcının başarılı olma 
olasılığı her zaman daha yüksektir.

Uzlaştırıcı, sürecin başarısı için tüm problemleri (yasadışı aktiviteler hariç) gizlilik içinde ele 
almalı ve süreç başlamadan önce taraflara bu “gizlilik kuralı” hakkında bilgi vermelidir. 
Çünkü, herhangi bir şekilde dışarıya taşırılabilecek bir bilgi, tarafların incinmesine ya da zarar 
görmesine neden olabilir. Çatışmalar kişisel konuları da içerebileceğinden, dışarıya bilgi 
aktarımından, yani gizlilik ilkesinin uygulanacağından şüphe duyan taraflar konuşmakta 
tereddüt edebilirler. Bu da, uzlaşma sürecini olumsuz yönde etkiler. 

Uzlaştırıcılı ÇY sürecinde, ancak ve ancak, eğer tarafların “uzlaştırıcının dürüstlüğü, 
tarafsızlığı ve kabiliyetine güveni varsa” başarıya ulaşılır. Karşılıklı saygı ve tarafların 
birbirlerine karşı davranışları da, ÇY’nin başarısına etki eden önemli faktörlerdir. Bu da 
başarılı bir uzlaşmada önemli bir faktördür. 

Eğer taraflar uzlaşamazlarsa, uzlaştırıcı için hassas bir durum ortaya çıkar. Uzlaşma sürecinin 
başarısızlıkla sonuçlandığı durumlarda uzlaştırıcı, “hakem” olarak görevini sürdürebilir. Bu 
durumda; her iki tarafın ihtiyaçlarının da karşılanması yerine, bir tarafın lehine karar verilir. 
Aşağıdaki hikaye, bir hakem ile bir uzlaştırıcı arasındaki farkı ortaya koyan ve bilgin Kral 
Solomon’un hakemliği olarak bilinen en eski hakemlik örneği olarak anlatılır [1].

Günümüzde bazı tartışmalı konuları, “bebeği ikiye bölerek” halletmek pek de mümkün 
değildir. Çatışmanın taraflarının aynı anda ve eşit olarak memnun edilmesi çalışıldığında, 
bazen uzlaşma süreçlerinin başarısız olduğu durumlar olabilmekte ya da ortaya haksız ve işe 
yaramaz çözümler çıkabilmektedir. Bu yüzden hakemler, uzlaştırıcıların başarısız olduğu 
durumlarda “adil” olmalı ve uzun vadede ilişkileri güçlendirecek çözüme ulaşmak için iki 
tarafı da memnun etmek yerine bir tarafın (haklılığı saptanan ya da haklılığına inanılan taraf) 
lehine karar vermelidir. 

Uzlaştırıcının, hakemliğin ve çatışma yönetiminin tartışıldığı burada, bir parantez de; Avrupa 
Birliği’ne katılım görüşmeleri ve tartışmaları sırasında sıkça duyduğumuz bir kavram olan 
Ombudsmanlık için açılmalıdır. “Hakem” kelimesi ile anlamdaş sayılabilecek; 
“ombudsman”, “vatandaş ile devlet kurumları arasında arabuluculuk, hakemlik yapan kişi”
manasına gelmektedir. Bununla birlikte, Ombudsmanın görevi genellikle; “kamu 
kurumlarının haksız uygulamalarına karşı vatandaşları korumak ve onların haklarını
aramak”[6] olarak algılanmaktadır. Yürütmeden bağımsız olarak çalışan Ombudsmanların, 
yargı ve idare üzerinde herhangi bir denetim yetkisi bulunmamaktadır. Ombudsmanlar, 
vatandaş ve devlet arasındaki tartışmalı konuları (çatışmaları) araştırarak, taraflara çözüm 
yolları önerir ve gerekirse çözüm için yargı yoluna başvurabilir.



13 Nisan 2013 Cumartesi

Şikayet Yönetimin Literatür Taraması


Henüz işletmeler için yeni bir kavram olan müşteri şikayet yönetimi üzerine
yerli literatürde yapılan araştırmalar pek fazla değildir. Yapılan az sayıdaki
araştırma, şikâyet yönetimi performansını değerlendirmekten uzak kalmış, şikâyet
yönetimi yerine daha çok müşterilerin şikâyet eğilimleri ve müşteri
memnuniyetinin gelecek satın alım eğilimlerine etkisi konuları çerçevesinde
incelemiştir. (Kılıç, 1993: Kozak, 2007) Şikâyet davranışlarını konu alan
araştırmalar, genellikle konaklama işletmeleri, restoranlar, oteller vb. nitelikteki
alanlarda yapılarak, turizm sektörüyle sınırlı kalmıştır. (Kılınç, 2004; Yüksel,
2004) Müşteri şikâyetlerine ilişkin yapılan tez çalışmalarında ise; müşteri şikâyet
yönetimi, daha çok müşteri memnuniyeti/ memnuniyetsizliği odaklı konuları
tamamlamak amacıyla işlenmiş (Bozkurt, 2001; Sivri, 2001) sistem yaklaşımıyla
değerlendirilmemiştir.

Yabancı literatürde müşteri şikayetleri üzerine yapılan araştırmalar, 40 yıl
önce başlamıştır. (Hirschman, 1970) Bu araştırmalardan bir kısmı, işletmelerin
memnun edemediği müşterilerini kaybederek büyük zararlara uğradıklarını
göstermiş ve müşteri şikayet yönetiminin önemini ortaya çıkarmıştır.(Gerson,
1997) Şikayet ederek memnun olan müşterilerin, memnun olmayan müşterilere
göre, aynı işletme ile ilişkilerini sürdürme eğilimlerinin çok daha fazla olduğu
kanıtlanmıştır. (Parasuraman ve Berry, 1997) Şikayetlere hızlı ve etkili çözüm
üretildiği takdirde müşterinin işletmeden memnun ayrıldığı tespit edilmiştir.(Singh
ve Widing, 1991) Müşteri şikayetleri yönetimine ilişkin şikayet çözme stratejileri
geliştirilmiş (Gilly ve Hansen, 1985) ve şikayetlerin kaynaklarının tespit edilmesi
amacıyla şikayet matrisleri oluşturulmuştur. (Barlow ve Moller, 1998) Şikâyetlerin
ilk muhatabı olan çalışanların, işletmelerin şikâyet politika ve stratejilerini
uygularken karşılaştıkları sorunlar üzerine çalışmalar yapılmıştır.(Gerson, 1997)

Müşterilerin kültürel ve demografik özelikleri ile şikâyet etme davranışları
arasındaki ilişkileri araştırmalar yapılmıştır. Ancak söz konusu bu araştırmaların
sonuçları, kültürel ve demografik özelliklerin şikâyet etme davranışıyla ilişkisi
hakkında genelleme yapmaya imkân tanımamaktadır.(Barış, 2006; Kılıç, 1993;
Kolodinsky, 1992; Yüksel, 2004)



Evrim SARIDALDI
 Şerafettin SEVİM

Şikâyet Süreci Sonrası Tatmini Etkileyen Faktörler


Şikâyet sonucu tatmin, tüketicinin şikâyet sürecinden beklentilerinin karşılanma düzeyinin göstergesidir. Şikâyet yönetim sürecinden algılanan performans, tüketici beklentilerine denk veya beklentilerden fazla ise tüketici tatmini oluşmakta, beklentileri karşılamadığı durumda ise şikâyet sonucu tatminsizlik meydana gelmektedir. Hizmet başarısızlığının ardından şikâyet çözümünde de meydana gelen başarısızlığın müşterinin toplam tatmin düzeyini ve yeniden satın alma eğilimini etkilemektedir. (Eşkinat, 2009;65.)

Şikâyet yönetim süreci sonucu memnuniyetin düşük maliyetli, sık sık alınan ürünler için daha yüksek seviyelerde olduğu görülmektedir. Bu durumun sebebi olarak ise firmaların bu tip sorunları itibarlarını zedelememek amacıyla ve fazla maliyeti de olmadığından daha kolay çözüme kavuşturabilmeleri gösterilmektedir. (Andreasen ve Best, 1977;98)

Şikâyet sonucu tatminin sağlanması doğrultusunda müşteriye karşı gösterilebilecek tepki türlerini belirtmek gerekmektedir. Bu kapsamda “Özür dileme” (Apology) firmanın müşterinin yaşadığı rahatsızlık için mutsuz olduğunu ve bu durumu aslında dilemediklerini belirten bir psikolojik bir iletişim sürecidir. Özür dileme müşteri ile tekrar dengenin kurulması için ilk ve önemli bir adımdır. İkinci adım ise firmaca müşteriye problemin neden kaynaklandığı yönünde verilen bilgiyi ifade eden “açıklama” (Explanation) aşamasıdır. Etkili ve inandırıcı bir açıklama müşterinin adalet algısını, memnuniyetini ve bağlılığını etkilemektedir. “Telafi etme” (Redress) ise müşteri ile işletme arasında oluşan problemin çözülmesi veya adil bir şekilde uzlaşılması olarak ifade edilmektedir. Diğer taraftan firmanın şikâyet eden müşteriyle olan ilişki ve etkileşiminde gösterdiği “dikkat” (Attenttiveness) ise müşterinin şikâyet sürecinden memnuniyetinde, tekrar alım eğilimi ve olumsuz ağızdan ağıza iletişiminde son derece önemli bir faktördür. Son olarak “çabukluk” (Promtness) ise firmanın müşterinin şikâyetine yeterince uygun zaman içerisinde cevap vermesi ve çözüm bulması olarak tanımlanmakta ve şikâyet yönetim sürecinde hayati önem taşımaktadır. (Ekiz vd., 2008;274.)

Jeffrey, Donald ve Rockney (1993) şikâyet yönetim sürecinde hakkaniyet (equity) teorisine dayanan algılanan adalet kavramının önemini vurgulamış fakat diğer çalışmalardan farklı olarak bu kavram ile olumsuz ağızdan ağıza iletişim ve tekrar satın alma niyeti arasındaki ilişkiler üzerine yoğunlaşmıştır. Diğer taraftan Tax, Brown ve Chandrashekaran (1998) benzer şekilde, algılanan adalet ile şikâyet sonrası memnuniyet arası ilişkinin yanında algılanan adalet ile müşteride oluşan güven ve sadakat arası ilişkileri incelemişlerdir.

Goodwin ve Ross (1990), algılanan adalet üzerine yaptığı çalışmada adaleti dağıtımsal (distrubutive),
prosedürle ilgili (procedural) ve etkileşimsel (interactional) olmak üzere üç düzeyde incelemektedir. Buna göre dağıtımsal adalet, müşterinin şikâyet sürecinden sağladığı faydaların (telafilerin) eşitlik, ihtiyacın karşılanması ve adil olması açısından yeterli olarak algılanmasıdır. Prosedürle (Süreçsel) ilgili adalet bilginin toplanması, karar alıcının bilgiyi kullanması, sonuçlandırma üzerinde müşteriye karar sürecinde kanıtlarını ileri sürebilme imkânı tanınması, ulaşılabilirlik, zamanlama ve esneklik ile ilgilidir. Diğer taraftan etkileşimsel adalet ise personel davranışlarının kabalığı ve uygunsuzluğu, açıklama yapma, dürüstlük, kibarlık, empati kurma, çaba gösterme, dinlemeye çalışma gibi olumlu veya olumsuz davranışların bileşiminden oluşmaktadır. Ekiz, Araslı ve Farivarsadri (2008)’nın araştırma sonuçları; dağıtımsal adaletin şikâyet tatminini, etkileşimsel adaletin olumsuz söz söyleme niyetini ve şikâyet tatmininin firmayı terk etme niyetini etkileyen en önemli faktörler olduğunu göstermektedir


Diğer taraftan kurum güvenilirliği işletmenin iletişim faaliyetlerine dayalı olarak müşteri nezdinde
oluşturulan, firmaya karşı duyulan bir güven çeşidi olarak tanımlanmaktadır. Newell ve Goldsmith (2001) algılanan kurum güvenilirliği (algılanan uzmanlık düzeyi, güvenilirlik, dürüstlük, samimiyet vb.) ölçeği geliştirme çabasında bulunmuşlardır. Birey güvenilirliğinin aksine kendine has özellik taşıyan kurum güvenilirliği kavramını inceleyen çalışmaların oldukça daha az olduğu görülmektedir.

Firmanın müşteride oluşturmuş olduğu kurumun güvenilir olduğu yönündeki inanç ve algılamaları, şikâyetin kaynağı olarak firmayı görmesi eğilimini düşüreceği ve firmanın şikâyetini çözeceği beklentilerini ve olumlu tutumlarını artıracağı düşünülebilir. Bu doğrultuda algılanan kurum güvenilirliği ile şikâyet yönetim süreci sonrası memnuniyet arasındaki ilişki araştırma kapsamında incelenecektir.

Ayrıca şikâyet süreci memnuniyetini kişilikle de ilişkili olduğunu belirtmek gerekmektedir. Kişilik
yaklaşımlarına bakıldığında stres kavramıyla ilişkili olarak geliştirilen “A Tipi”ve “ B Tipi Kişilik” modeli geniş uygulama alanı bulmaktadır. (Sutil vd., 1998; 43-47) A Tipi Kişilik özelliklerini çalışkan, atılgan, zamana önem veren, saldırgan, sabırsız, çabuk tedirgin olan, hızlı yaşayan, rakamlara önem veren, rekabetçi, şeklinde özetlemek mümkündür. Diğer taraftan B Tipi Kişilik’e sahip bireyler ise zamana önem vermez, sabırlı, rahat, aceleyi sevmez, yumuşak huyludur.(Mellan ve Espnes, 2003;1319-1325) Kişilikle ilgili araştırmalar genelde şikâyet etme davranışı ile ilişkilendirilmiş, ancak şikâyet sürecinden duyulan memnuniyetle ilişkisi üzerinde durulmamıştır. Bu doğrultuda araştırmanın uygulama kısmında A Tipi kişilik özelliğine sahip olma düzeyi ile şikâyet sürecinden duyulan memnuniyet arasındaki ilişki araştırılacaktır.



İsmail GÖKDENİZ*
İbrahim BOZACI**
Ertuğrul KARAKAYA***


5 Nisan 2013 Cuma

Sosyal Medyada Müşteri Şikayet Yönetimi

 

Sosyal medyanın hayatımıza girmesinin doğal bir sonucu da her bireyin birer yayıncı haline gelmesi oldu. Sosyal medya, bireyin iletişim ve etki gücünü artırmasıyla onu bir medya organı haline getirmesiyle birlikte markaların da süzgeçten geçirmesi gereken bir platform haline gelmiş oldu. Çünkü bu birey, bir gün marka hakkında da içerik üretebilirdi…
Tamamen markanın kontrolünden bağımsızca dijital ortamda oluşan olumsuz içerikler markaların yönetmeleri gereken bir sorun olarak karşılarında duruyor. Peki markalar sosyal medyadaki olumsuz içeriklere ne derece önem veriyor?

Sosyal medyada müşteri şikayeti yönetimini nasıl yapıyorlar?

Hepimiz, blogumuzda veya sosyal medya hesaplarımızda memnuniyetsizlikleri paylaşmaya çok yatkınız. Aslında bunun adı deneyim. Deneyim paylaşmayı, bunun üzerine konuşmayı insanlar sever. Olumsuz bir deneyimi sosyal medyada yazmak düşünüldüğü gibi insanların deneyimi paylaşmayı sevmesinden uzaklaştı ve bilinçli bir şekilde müşterinin eline geçen bir koz olmaya başladı. Böyle olunca da şirketlerin sosyal medyada müşteri şikayetlerine olan bakış açısı biraz değişti. Nasıl mı?
“Ürünü değiştirmezseniz bunu blogumda yazarım…”
“Sorunumu çözmezseniz Twitter’da sizi rezil ederim…”
“Paramı iade edin sizi herkese şikayet edeceğim…”

Markaların buna benzer cevaplar almasının altında, sosyal medya ile ilk temaslarında her müşterinin sorusuna bilinçsizce cevap vermesi yer aldı. Takipçilerin saçma sapan gönderilerine dahi cevap verince ve müşteri “haksız dahi olsa” ona istediğini verme politikası, sosyal medyayı müşteri için bir istediğini elde etme platformuna dönüştürmüştü. Artık pek öyle değil…

Yoğun olarak eMarketer araştırma sonuçlarından derlenen veriler gösteriyor ki artık müşteri şikayetleri için sosyal medya eskisi kadar etkili değil, hatta sosyal medya bunun yeri bile değil. Açıkçası böyle yazınca yanlış anlaşılabilir. Kaldı ki sosyal medya, müşterileri dinlemek ve onlara çözüm üretmek için oldukça elverişli bir ortamken, markaların büyük çoğunluğu sosyal medya üzerinden gelen şikayetlere karşı pek de duyarlı değil. Hatta Facebook’a yazılan olumsuz gönderileri cevaplamak bir yana siliyorlar!

Müşterilerin 4′te 3′ü sosyal medyada cevap almayı, ilgilenmek olarak görüp bu davranışı takdir ediyorlar. İnsanların büyük çoğunluğu ise sosyal medyayı temel müşteri şikayet dinleme platformu olarak görüyor. Açıkçası araştırma sonuçları ve gerçek dünyayı bir arada düşündüğümüzde şunu görüyorum. Profesyonel anlamda sosyal medyada müşteri şikayet yönetimi stratejisi olmayan şirketler müşterilerini dinlemiyor ve hatta onların gönderilerini yok sayıyorlar. Yani bir anlamda yönetemiyorsan yasakla! Öte yandan müşterilerin tüm kötüye kullanma olasılığına karşın sosyal medya verimli bir şekilde kullanılarak müşterilere kulak kabartılması gereken en elverişli mecra. Burada markalara profesyonel destek şart.


Yazan: Erman Akdeniz Tarih: 23 Ekim 2012
http://www.infopik.com/infografik/sosyal-medyada-musteri-sikayet-yonetimi

Mutsuz Müşteri 23 Yıl Konuşur

Müşteri edinmenin, mevcut müşteriyi elde tutmaktan daha pahalı olduğunu biliyoruz. Araştırmalar, bu oranın 10 kata kadar çıktığını gösteriyor. Ancak, bir de “müşteriyi mutsuz” yapıp elde tutamamak ...

Müşteri edinmenin, mevcut müşteriyi elde tutmaktan daha pahalı olduğunu biliyoruz. Araştırmalar, bu oranın 10 kata kadar çıktığını gösteriyor. Ancak, bir de “müşteriyi mutsuz” yapıp elde tutamamak var. Bu durumda ise hem müşteri kaçıyor hem de “ayaklı” propaganda aracı haline dönüşüyor. Çünkü, araştırmalar, “mutsuz müşteri”nin, mutlulardan 2 kat daha fazla kişiye deneyimlerini anlattıklarını ortaya koyuyor. Üstelik, internet nedeniyle bu sayı katlanabiliyor. En önemlisi ise unutma süresi çok uzun yıllar alabiliyor.

Türkiye’nin önde gelen danışmanlık şirketlerinin birinin ortağı, hafta sonu için önemli otellerden birini seçti. Amacı, arkadaşlarıyla iyi bir tatil geçirmek ve SPA olanaklarından yararlanmaktı. Ancak, Cuma-Pazar günlerini kapsayan bu tatil onu tam anlamıyla “Mutsuz müşteriye” dönüştürdü. Yaşadıkları onu öyle bir hayal kırıklığı ve kızgınlığa sürüklemişti ki, her fırsatta tesisten söz ediyordu:

“Çok büyük beklentilerle gittik. Daha ilk akşam garsonlardan büyük bir kabalık gördük. İki masayı birleştirmek istediğimizi söylediğimizde, ‘bizim konseptimize uygun değil’ yanıtını aldık. Gece geç saatlerde gürültülerle uyandık, lobide taşkınlık vardı. Resepsiyonu aradığımızda şu yanıtı verdiler: ‘Diğer müşterilerimizi eğleniyor, yapacak bir şey yok, uyumaya çalışın.’

Bardağı taşıran en son damla ise kahvaltı oldu. Beklediğimizin, ödediğimiz fiyatın çok altında bir menü vardı. Hemen kahvaltıdan sonra oteli terk ettik.”

Bu şirketin yöneticisi, o günden sonra konu açıldığında sürekli otelden, yaşadıklarından söz etti. “Mutsuz müşteri” olarak ayrılmanın bedelini otele, beklendiğinden daha fazla ödetti. Şirketin yönetici ortağı, “Sanıyorum, unutuncaya kadar bu tesiste yaşadıklarımı anlatmaya da devam edeceğim” diye konuşuyor.

Bu yöneticinin ne kadar aklında tutup, çevresine kötü düşünceler yayacağını tahmin etmek zor. Ancak, “Profit Brand” (Karlı Marka) adlı kitabın yazarı Nick Wreden, “Bazı araştırmalar gösteriyor ki, mutsuz müşterilerin olumsuz değerlendirme yapma süresi 23 yıla kadar çıkıyor” sözleriyle, tehlikeyi daha açık ortaya koyuyor.

Memnun olmayanın intikamıAslında herkesin başından benzer bir deneyim geçmiştir. Bir mağaza alışverişi, bir tatil deneyimi, kalitesiz çıkan bir ürün ya da vaat edilenden aşağı düzeyde bir hizmet… Bu tip deneyimler sonrasında ortaya çıkan tüketici davranışı, genellikle ürün hakkında olumsuz konuşmak, sohbetlerde ya da konu açıldığında, bir anlamda kötü propaganda yapmak şeklinde olur. İnternetin de ortaya çıkmasıyla “kötü propaganda”nın yayılma hızının artması, bu tehlikeyi daha da önemli hale getiriyor. Yönetim gurusu Philip Kotler, bu tip müşterileri, “Kayıp olmak üzereler” diye nitelendiriyor. Ona göre, önlem alınmadığı taktirde ortadan kaybolacaklardır. Kotler şunları söylüyor:

“Memnun olmayan müşterilerin kayıp oranının normalde yüzde 100 olması gerekir. Bunun aksini düşünemezsiniz. Sadece elektrik, doğalgaz gibi tekel olan sektörler dışında hemen başka rakiplere giderler. Çok ender olarak ısrar ettikleri ya da size bir şans daha verdikleri görülebilir. Bunun dışında sizden satın almaya devam ediyorlarsa, onlarda bir ‘mazoşistlik’ vardır.”

Araştırmalar, kendine kötü muamele edilmekten hoşlanan, memnun olmadığı halde şirketle ilişkisine devam eden müşteri düzeyinin çok düşük seyrettiğini ortaya koyuyor.

Edinmek pahalı, elindekini tutBütün dünyada “hiper” rekabet dönemi yaşanıyor. Sektörler hızlı gelişiyor, yeni oyuncuların katılımıyla rekabet de artıyor. Böyle bir ortamda medya da daha etkin hale geliyor. Şirketler, öne geçmek ve daha çok müşteri edinmek için giderek artan oranda medyayı, reklamları kullanıyorlar. “Profit Brand” (Karlı Marka) adlı kitabın yazarı Nick Wreden, “Bu rekabet ortamında çok tehlikeli bir gelişme var. Şirketler, ellerindeki müşteriyi tutma ve onlardan daha fazla yararlanma yoluna gitmiyorlar. Onun yerine sürekli yeni müşteri edinme konusuna odaklanıyorlar. Oysa, yeni müşteri edinme giderek zorlaşıyor ve pahalı hale geliyor” diye konuşuyor. Örneğin, Sales&Marketing dergisinin yaptığı araştırmalar da bu yönde mesajlar içeriyor. Araştırmaya göre, 2001 yılında, bir satış görüşmesinin değeri 113.25 dolar idi. Bu rakam, 2003 yılında 336 dolara ulaştı. Rakamlar da satışın, müşteri edinmenin ne kadar pahalı hale geldiğini ortaya koyuyor.

Araştırmalar da yeni müşteri edinmenin, mevcut ve sadık olanı tutmaktan kat kat maliyetli olduğunu ortaya koyuyor. Bu konuda yapılan araştırmalardan şu mesajlar çıkıyor:

-Birleşik Devletler Müşteri İlişkileri Çalışmaları Ofisi’nin tahminlerine göre, müşteri edinmek, mevcudu elde tutmaktan 5 kat daha maliyetli.

- Gartner’ın araştırmasının araştırması ise finansal hizmetler sektörünü kapsıyor. Buna göre, bir finansal hizmetler şirketi, yeni müşteri edinmek için 280 dolar harcarken, mevcut müşterileri için sadece 57 dolar harcıyor.

-Üstelik elde tutulan, bağlılık yaratılabilen müşteriler daha karlı. Nick Wreden’in araştırmasına göre, perakende sektöründe sadık müşteri ortalama 3 kat daha fazla harcama yapıyor. Bu, bazı müşteri ve sektörlerde 20 katına kadar çıkabiliyor.

- Harvard Business Review’a göre, yeni müşteri edinmek, mevcuttu tutmaktan 5-10 kat daha pahalı. Bain’in araştırması ise 10 kat daha masraflı olduğunu ortaya koyuyor.

-Michigan Üniversitesi’nin yaptığı araştırma, yeni bir müşteri edinmek için harcanan her 1 dolar, 5 dolarlık değer yaratıyor. Oysa sadık müşteri için harcanan her 1 dolar, şirkete 60 dolarlık gelir olarak dönebiliyor.

- Dünyaca ünlü danışmanlık şirketi Bain’in yaptığı araştırmaya göre, elde tutulan müşteri oranındaki yüzde 5’lik artış, şirketin karını yüzde 25 oranında artırabiliyor.

-Müşteriyi elde tutmanın satış artırma konusunda da gücü var. Oysa, şirketler, satışları ne zaman dibe vursa, önlem olarak yeni müşteri çekme stratejisine yönelirler. Oysa bu tip durumlarda şirketlerin yeni müşteri elde etme konusunda sadece yüzde 5 şansları vardır.

Mutsuzlar, saatli bomba mı?Araştırmalar bu soruya “Evet, hem de canlı bomba” yanıtını veriyor. Çünkü, aldığı hizmet ya da üründen hoşnut olmayan, şirketten kötü muamele gören müşteriler, bunu çok uzun süre unutmayabiliyorlar. Üstelik, sürekli de bu konu üzerinde konuşup, olumsuz propaganda yapabiliyorlar. Yönetim danışmanı Don Peppers, “İnternetle birlikte mutsuz müşterinin etkisi daha da arttı. Çünkü, email, tüketici siteleri ve blog’lar sayesinde mutsuz müşterinin deneyimi bir anda dünya çapında da yayılabiliyor” diye konuşuyor.

Türk iş dünyasında çok eski bir deyim vardır; “Memnuniyetinizi dostlarınıza, şikayetinizi de bize bildirin.” Ancak, günümüzün tüketicisi, bunun tam böyle yapmıyor. Şikayeti hem şirkete hem de dostlarına söylüyor. Bu nedenle de etkisi daha dramatik oluyor.

“Mutsuz müşteri” ya da “Tatmin olmayan” müşterinin etkisi üzerine çeşitli araştırmalar var. Bunlardan farklı sonuçlar çıkıyor. Ancak, ana hatlarıyla şu başlıklar ortaya çıkıyor:

-Nick Wreden’in araştırmasına göre, “elde tutulamayan, mutsuz müşteri”, şirket için en önemli tehditlerden biri. Çünkü, “mutlu müşteri”, bu memnuniyetini ortalama 4-5 kişiye anlatıyor. Oysa, “memnun olmayanlar” ortalama 8 ila 13 kişiyle bu konuyu paylaşıyor.

-Yine Nick Wreden’e göre, bu rakam, memnuniyetsizliğin internet ortamında paylaşması halinde daha da yüksek düzeylere çıkıyor. İnternet ortamında, kötü haber, iyi haberden 2 kat daha fazla hızla yayılıyor.

-University of Western Ontario’nun araştırmasına göre ise tipik bir “tatmin olmayan müşteri”, bu deneyimini ortalama 8-10 kişiye anlatıyor.

-Pepperdine&Brown adlı danışmanlık şirketinin araştırması ise bu rakamın 8-10 kişi arasında değiştiğini ortaya koyuyor. Buna göre, “kötü müşteriyi” mutlu etmek için 12 defa çok iyi hizmet vermek gerekiyor.

Çok özel stratejiler“Mutsuz müşteri” sorunu, doğal olarak en çok son tüketiciye yönelik sektörlerde hissediliyor. Listenin başında ise GSM, bankacılık, sigorta, elektronik, dayanıklı tüketim, perakende şirketleri yer alıyor.

Tüketici odaklı kurumlardan biri olan Yapı Kredi’nin genel müdür yardımcısı Nazan Somer, kendi sektörleri için bu tehdidin her zaman olduğuna dikkat çekiyor. “Mutsuz müşterilerin memnuniyetsizliklerini daha fazla kişiyle paylaşıyor olduğu, genel pazarlama kuramlarının bir parçası haline gelmiş durumda” diyen Somer, şunlara dikkat çekiyor:

“Örneğin, kullandığımız ‘Müşteri Memnuniyeti Araştırma’ metodolojisi kapsamında hesaplanan ‘Pazar direnci’ oranı da bu yaklaşımı temel alıyor. Ayrıca, günümüzde müşterilerin medya ve internet aracılığıyla daha geniş kitlelere kısa sürede ulaşabilmesi ve tüketicilerin kişisel hakları konusunda daha fazla bilinçlenmeleri, şikayet ve sorunlarını daha çok yaygın kitlelere anında duyurmalarına olanak sağlıyor. Buna paralel olarak da kurumların bu konudaki hem önleyici hem de şikayetleri karşılayan ekipleri gelişiyor.”

Nazan Somer, bu konuda bir başka gelişmeye de dikkat çekiyor. Ona göre, Türk tüketicisi, daha çok “şikayetleri” öne çıkarmaktan yana. “Memnuniyeti” konuşanların oranı fazla değil. Somer, “Bankamızda genelde teşekkür mektupları, aldığımız başvuruların yüzde 5-6’sını geçmiyor. Bu önemli bir gösterge” diye konuşuyor.

Yeni dönemin gerçeğiBir bankanın yöneticisi, “Bu konuda bizim sektör çok çekiyor. En ufak bir sorunda müşteri öfkeleniyor ve bu memnuniyetsizliğini yaymaya başlıyor. İnternetle birlikte bu tam bir tehdit haline geldi” diye konuşuyor.

Turkcell’den İlkan Bülbül de aynı görüşte. “Müşteriler genelde yaşadıkları çok olumlu veya olumsuz tecrübeleri yayma yönünde bir eğilim içerisindeler” diyen Bülbül, şunları ilave ediyor:

“Gerçekte beklentilerinin çok üzerinde bir tecrübeyi, beklentilerinin altında bir tecrübeye göre daha az yaşadıklarından, mutsuz müşteri daha çok haber yayma eğilimindedir. Bu bence her sektör için geçerlidir.”

Bülbül’ün belirttiği gibi etki çok çeşitli sektörlerde gözleniyor. Bunlardan biri de giyim perakendeciliği… Collezione markasının sahibi Akyiğit Tekstil’in Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Yiğit, “İnsanlar eleştirmeyi çok sever, hatta bayılır” diye konuşuyor. Ona göre, müşteriye bu şansın verilmesi halinde, sonuna kadar değerlendirir, haber değeri varsa da bunu ilgili yerlere ulaştırır. Akyiğit, şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Hatta bazen markaya asla bir şans daha vermez ve konuda etrafındakileri ileri derecede etkiler. Böylece halka büyüyerek devam eder. Etkisi bittiğinde maliyeti çok yüksek olur, keşke dememek ve mutlu eden marka olmak için az maliyetle yapılacak çalışmalarla saygın bir marka olmak gerekiyor. Mutsuz müşteri; kaybedilen değerdir.”

“Kalitesiz hizmetin ağır bedeli”Giyim perakendeciliğinin önde gelen markalarından Mudo’nun sahibi Mustafa Taviloğlu’na göre, “mutsuz müşteriler”, kalitesiz hizmet vermenin bedeli. “Kalitesiz hizmet demek, müşteriyi kaçırmak anlamına gelir” diyen Taviloğlu, şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Farkında olmadan mutsuz ettiğiniz her müşteri de gelir derdini size anlatamaz. İşte burada büyük bir problem vardır. Çünkü, mutsuz olan müşteri size küser ve mutsuzluğunu çevresindeki yakınlarına anlatıp sizden dert yanmaya başlar. Bu da zincirleme bir mutsuzluğu ve firmanız hakkında olumsuz görüşleri doğurur. Yapılan araştırma ve istatistikler de bunu doğruluyor.”

Taviloğlu’na göre, müşteriler, genelde kendilerini mutlu eden şeyleri çevresiyle paylaşmakta ne kadar “cimri” ise, mutsuzlukları anlatmakta da o kadar bonkör davranıyor. Taviloğlu, “ O nedenle mutsuz müşterinin oluşturduğu tehdide katılıyorum” diyor.

Şirketlerin özel çözümleriTurkcell’den İlkan Bülbül, “Biz müşterilerimizi şaşırtarak, onları mutlu kılmayı ve etrafındaki insanlarla bunları paylaşmalarını istiyoruz” diye konuşuyor. Bu kapsamda Turkcell’in yaptıklarını şöyle özetliyor:

“Örneğin, doğum günlerinde kendilerine SMS hediye ediyoruz. Bir diğer taraftan memnuniyetsiz müşteri şikayetlerini en hızlı sürede çözüme kavuşturmayı amaçlıyoruz. Bize call center ya da internet sitesi aracılığıyla ulaşan mutsuz müşterilerimizin şikayetlerini giderme konusunda gelişmiş süreçlerimiz var. Bütün bunları izliyor ve istatistiklerini tutuyoruz. Ayrıca, başka sitelerde mutsuzluğunu dile getiren müşterileri de mutlaka buluyor, sorunlarını çözüyoruz.”

Collezione’nun Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Akyiğit ise “Pazar Araştırması Departmanı’mız bu konuda sürekli araştırmalar yapıyor” diye konuşuyor. Akyiğit, bu kapsamda “gizli müşteri” çalışması ile diğer zincir mağazaları kapsayan “benchmark” araştırmaları yürüttüklerini söylüyor ve devam ediyor: “Mutlu müşteri için tüm çalışmalar sayısal raporlar ile takip edilmeli. Çok sıklıkla analiz yapılmalı ve varsa eksiklikler en kısa sürede tamamlanmalıdır.”

Mudo’nun sahibi Mustafa Taviloğlu ise “mutsuz müşteri” oluşmasını önlemek, sayısını azaltmak için özel strateji uyguladıklarını söylüyor. Taviloğlu’nun yaklaşımı şöyle:

“Artık müşteriler şikayetlerini ilgili firmadan önce tüketici derneklerine, internet sitelerine ya da sanayi odalarına yapıyorlar. Biz müşterilerimizin şikayetlerini öncelikle bize bildirmelerini amaçlıyoruz. Bunun için de birçok kanalı açık tutuyoruz. Öncelikle çalışanlarımızla onların sorunlarını anlamaya çalışıyoruz. Ayrıca, internet sitemiz de müşterilerimizin yoğun ilgisini çekiyor. Hangi kanal olursa olsun, bize ulaşan müşteri şikayetlerini en geç 2 gün içerisinde çözüme ulaştırıyor ve bilgilerini kayıt altına alıyoruz. Ay sonunda hazırlanan Müşteri Memnuniyeti raporlarımız ile internet sitelerinin yaptığı ‘Müşteri dostu şirketler’ sıralamaları da bizim yaptıklarımızın doğru olduğunu ortaya koyuyor.

NICK WREDEN/BRAND PROFIT KİTABININ YAZARI; “MUTSUZLUĞU ÖNLEMENİN 5 YOLU VAR”

MÜŞTERİ NE ZAMAN MUTSUZ OLUR?Mutsuz müşteri, tam sınırda yer alıp ürün ya da hizmetinizden çekilmekte olan müşteridir. Bu mutsuzluk, verdiğiniz hizmetteki ya da ürün kalitenizdeki bir eksikten kaynaklanabilir. Tam “çekilmenin sınırında” olduğunu, tekrar not etmek istiyorum. Bu yüzden şirketler, müşterileri tekrar kazanma stratejileri geliştirip, onları mutsuz hale getiren sorunlarla mücadele etmelidir. Bu da beş parçadan oluşan bir süreçtir: “Hatanın sorumluluğunu üstlenin”, “Hata ya da sorunla ilgili özür dileyin”, “Kabul edilebilir bir çözüme ulaşmak için müşteriyle ortaklık yapın”, “Birlikte geliştirdiğiniz bu çözümü uygulamaya geçirin” ve “Çözümün doğru adrese ulaşıp ulaşmadığını takip edin.”
Burada önemli bir uyarı da yapmak istiyoruz. Kimi müşteriler bir hayli kârlıdır, kimi müşteriler ise daha az kârlıdır. Bain & Co.’ya göre müşterilerin yüzde 15’i kârlı değildir. Sizin için kârlı olmayan bir müşteriyi memnun etmek için para harcamayın. İnsan neden kâr bırakmayan bir müşteriyi muhafaza etmek istesin ki?
MUTSUZUN ŞİRKETE ETKİSİ
Mükemmel bir soru, genelde de ihmal edilen nokta işte tam burasıdır. Mutsuz müşterilerle mutsuz çalışanlar arasında, hemen hemen “bire bir” diyebileceğimiz bir ilişki vardır. Bu içgüdüsel olarak gelişen bir durumdur.
Mutsuz müşteriler, şirketi arayacak ve çalışanlar için hayatı daha zor kılacaktır. Kimse şikayet dinlemekten hoşlanmaz, o yüzden çalışanlar da mutsuz hale gelir ve belki de işi bırakır. Bu durum giderek bir kısır döngü haline gelir; zira mutsuz çalışanlar müşteriye çok da iyi davranılmamasına yol açar, bu durum mutsuz müşterilere yol açar, bu durum da tekrar mutsuz çalışanlara ve bu böyle sürer gider... Çalışanlarınızı korumakla ilgileniyorsanız, önce müşterilerinizi korumakla ilgilenmelisiniz.
BU KONUDA BAŞARILILAR VAR MI?
Starbucks, kahvesini içmek için uzun süre bekleyen bazı müşterilerinin memnuniyetsiz olduğu bilgisine sahipti. Bu bekleme süresini azaltacak kadroları işe alıp çalıştırmanın, dünya çapında 40 milyon dolarlık bir maliyete yol açacağını tahmin ediyordu. Mutsuz müşterilerin, ömürleri boyunca bir müşteri olarak yaklaşık 200 dolar harcadıklarını saptadı. Bu rakam, mutlu müşteriler için 8 bin dolara kadar ulaşıyordu. Starbucks bu rakamları göz önünde bulundurarak, 40 milyon dolarlık yatırımı gerçekleştirdi.

NICK WREDEN/BRAND PROFIT KİTABININ YAZARI; “KARSIZ MÜŞTERİ GİDİYORSA, ENGEL OLMAYIN”

HER MÜŞTERİ EŞİT DEĞİL CEO ve yöneticilerin anlamaları gereken ilk mesele, tüm müşterilerin eşit olarak yaratılmadıklarıdır. Kimi müşteriler diğerlerinden daha kârlıdır. Gerçekte, hemen hemen her örnekte, müşterilerin yüzde 20’si, kârın yüzde 80’ini üretmektedir. Ve, yukarıda da not ettiğim gibi, müşterilerin yüzde 15’i kârlı değildir.

MUTSUZLUĞUN NEDENİ ÖNEMLİ Eğer çok kârlı müşteriler mutsuz ise, bu büyük bir sorun var demektir. Ancak, eğer kâr bırakmayan müşterileriniz mutsuz ise, onları rakiplerinize gönderebilirsiniz. Çok daha kapsamlı bir çözüm için, müşterileri mutsuz eden nedenleri saptamak gerekir.

ÜÇ KRİTİK SORU Bunun için üç sorudan oluşan bir anket yardımcı olabilir:

1. Bizi nelerden sorumlu tutmaktasınız? (Hizmet, kalite, satış sonrası destek, Ar-Ge vb.)

2. Bu sorumlulukların standartları nelerdir? (Müşteriler örneğin “zamanında teslim” diyorlarsa, burada “zamanında” ile neyi kastediyorlar; 1 saat mi, 1 gün mü, 2 hafta mı?)

3. 1’le 10 arasında bakıldığında, bu standartların sorumluluğunu hangi düzeyde tutturabilmekteyiz?

Bu üç soru, CEO’lara performanslarıyla ilgili ölçülebilir bir karşılaştırma (“benchmark”) imkanı sunmaktadır ve ölçülebilir derecelerin gelecekte yapılacak anketlerle de izlenmesi mümkündür.

NAZAN SOMER/ YAPI KREDİ BANKASI GENEL MÜDÜR YARDIMCISI

Bankacılık sektörünün hem şikayet yönetimi hem de MİY (CRM) uygulamaları konusunda Türkiye'de en gelişmiş sektörlerden biri olduğunu söylemek mümkün. Aynı zamanda şikayet adetlerinin çok yüksek olduğu, ancak bu şikayetlerin çözüm süreçlerinin de bir o kadar karmaşık olduğu bir sektör. Örneğin, perakende de bir müşteri şikayetini malı iade alarak ya da değiştirerek çözebilmek mümkünken Bankacılıkta çözüm üretmek bu kadar kolay olmamaktadır.
Bankamızın farklı kanallarına müşterilerimiz tarafından aktarılan şikayetlerin adedi ve içeriği düzenli olarak takip edilmekte ve şikayet tiplerine göre gerekli aksiyonlar alınarak şikayet sayısının azaltılması hedeflenmektedir.

Müşteri şikayetleri konusunda sadece reaktif ve o andaki sorunu çözmeye yönelik bir yaklaşım benimsenmemekte, uzun vadeli çözümler üretilmesi için şikayet verilerinden yararlanılmaktadır. Yapı Kredi'de, farklı tipteki müşterilerin Bankayla ilişkileri hem şubeler tarafından hem de merkezde MİY (CRM) araçları yardımıyla düzenli olarak izlenmektedir. Müşterilerin bizle ilişkilerindeki bozulma eğilimleri ya da kaybedilen müşteriler takip edilmekte ve tekrar kazanılmaları için farklı stratejiler uygulanmaktadır.

Kaynak: http://www.capital.com.tr/mutsuz-musteri-23-yil-konusur-haberler/18965.aspx